Yelp’ten Neden Zerre Hazzetmedim?

Yelp, Türkiye piyasasına gürültülü bir giriş yaptı. Kendisinden bahsetmeyen blog kalmadı. Ben de üyeliğimi açtım ve hem web’de hem de iPhone uygulamasını kullanarak hizmete şöyle bir göz attım.
Ancak pek öyle uzun uzadıya gezmeme gerek dahi kalmadan ilk gördüklerimle bile bende yeterince olumsuz bir intiba uyandırmayı başardılar. Nedenlerini aşağıda birkaç madde halinde sıraladım; ama özet geçmek gerekirse genel durum şu: ”Sene olmuş 2013”
- Sitenin tasarımı 2002’deki Yahoo’dan ileride değil. Siteye girince kendimi geçmişe doğru nostaljik bir yolculuğa çıkmış gibi hissettim. Sene olmuş 2013, boyutsuz menülerle falan ancak inceden bir Yandex ambiyansı yakalanabilmiş. UI tarih öncesine ait. Hangi özellik nerede, hengi menü nereye açılır onu da bulmak ayrı bir dert. Mobil app için de aynısı geçerli. Yani UX de tarih öncesine ait.

- Web sitesindeyken Twitter’ınızı bağlamak istediğizde hata veriyor, bağlamıyor. Mobil’den denediğinizde ise karşınıza saçmasapan bir manzara çıkıyor. OAuth yok! Adamlar resmen, utanmadan, afedersiniz mail adresinizi ve şifrenizi istiyor. Sene olmuş 2013, Twitter entegrasyonu iOS’ta 1,5 yıldır var. Hangi iOS uygulamasına girerseniz girin, login with Twitter dediğinizde bir menü çıkıyor ve telefonununuz size hangi hesabınızı bağlamak istediğinizi soruyor. Yelp hariç. Yelp direkt olarak login bilginizi ele geçirmeye çalışan sahtekar bir program gibi davranıyor.
- Mobildeyken YORUM YAZAMIYORSUNUZ. Yazdığınız yorumu draft olarak kaydedip bilgisayarınızın başına oturduğunuzda yayınlamanızı bekliyorlar. MERHABA???! Sene olmuş 2013, sevgili Yelp hala benim bilgisayar başına oturmadan iş yapamayacağımı düşünüyor.
Sözün bittiği yerdeyim sevgili okur.
Twitter ve Resmi App Habitatı (ya da “Kullanıcı Deneyimini Tekilleştirmek Bu Kadar Zor Bir Şey Olmamalı Sevgili Twitter”)

Biliyorsunuz Twitter’ın kendi bünyesinde geliştirdiği birçok client mevcut. Twitter’ı, şu anda web arayüzü, Mac uygulaması, iPhone ve iPad app’leri dışında; geçtiğimiz yıl satın aldıkları Tweetdeck’in masaüstü versiyonu, Chrome eklentisi ve iPhone uygulaması marifeti ile kullanmak da mümkün.
Bu yazıda Hootsuite, Seesmic vb. 3rd party app’leri bir kenara bırakarak sadece bu native app’lere ve kendi aralarındaki tutarsızlıklara odaklanalım istiyorum.
Twitter’ın geliştirdiği bu resmi 6 uygulamanın (Tweetdeck’in Chrome eklentisi ve masaüstü versiyonu aynı işlevsellikte olduğu için onları bir sayıyorum) “birbirleriyle hiç alakası olmamak” gibi çok harika bir özelliği var. Bu farklılıklar nedeni ile Twitter hesabınıza hükmedecek tek client’ı bulmak oldukça zorlaşıyor. (Hayır, Gollum’da da yok, sordum) Yapılan araştırmalara göre normal bir insan 9, cüceler 7, elfler de en az 3 ayrı client kullanmadan bir Twitter hesabına hükmedemiyor.
Aşağıdaki tablodan, hangi uygulamaların hangi özellikleri kullanmamıza izin verdiği hakkında yaptığım incelemenin sonuçlarını görebiliriz. Sonra da bu başlıkları sayalım:
İlk inceleme kıstasımız, Twitter’ın onca tantanayla duyurup talimatnamesinde “zinhar yerine başka bir logo kullanılmayacak!” buyurduğu yeni logosu. Twitter’ın kuruluş ilkeleri arasında yer aldığına inandığım ‘vizyonsuzluk’un bir tezahürü olarak elbette ki tüm app ikonları güncellemeden nasibini alamamış. Yani eski logo kullanımı başkalarına yasak olsa da, “agaya beleş”. Hatta Tweetdeck, bunu daha da ileri bir boyuta taşıyarak (yoksa geri mi demeliydim) iPhone app ikonunda satınalımdan önceki otantik logosunu güncellemeyerek çığır açmış da denilebilir. (Tweetdeck’in aylarca tweet atmadan bekleyebilen bir Twitter hesabı olduğu düşünülürse tembellikleri göz önünde bulundurulduğunda bu durum çok da tuhaf kaçmayacaktır)
İkinci kıstasımız listeleri yönetebilmek. Tüm app’lerde listelerimizi şu ya da bu şekilde görüntüleyebilmemize karşın web arayüzü haricinde bunlara müdahale şansımız bulunmuyor. Örneğin servisi mobilde kullanırken rastladığımız birini giderayak istediğimiz bir listeye ekleme lüksümüz yok. Kullanıcı adını bir yerlere not alıp bu işlemi illa ki evdeki (işten Twitter’la kaytarmaca yapmayalım lütfen! :) bilgisayarımızdan yapmamız gerekiyor.
Üçüncü olarak size DM atanlar ile interaksiyona girebilme kabiliyetimize bakıyoruz. Yüzyüze tanışmadığınız birinden bir DM (direct message / özel mesaj) aldığımızda öncelikle profiline şöyle bir göz atma ihtiyacı hissedebiliriz öyle değil mi? Hah işte, o işler o kadar kolay değil! Bu hayatı kolaylaştıran özellik sadece mac sahibi olan şanslı bir azınlığa mensup (!) kullanıcı kitlesinin tekelinde. Aslında Tweetdeck’te de bu özellik mevcut tabii ki ancak benim bazı şeyleri dramatize etmeyi sevdiğim gerçeği karşısında bunun pek de bir önemi kalmıyor.
Kullanışlılığı değerlendirirken göz önünde bulundurduğum dördüncü kıstas ise tweetlerimizin aldığı RT ve fav.ları görebilmek. Neticede kendimizi kandırmanın lüzmu yok, Twitter’da egomuzu tatmin etmek ve önemli bir iş yaptığımızı sanabilmek adına varlık gösteriyoruz. Bir tweet’imizin kaç kuruş ederi olduğunu öğrenebilmek içinse RT ve favorilere eklenme sayılarımıza erişebilmek elzem bir ihtiyaç. Lakin bu sayaca sadece web arayüzünden ve 24 taksite kontratlı aldığımız emektar iPhone’umuzdan erişebiliyoruz. Yiyip içtiğimizden keserek kira öder taksitlerle gibi sahip olduğumuz iPad’in uygulamasında ise bu özellik tabii ki mevcut değil. Tweetdeck ise fav.lanan tweetlerimizi göstermemesi bir yana, Retweet’lenenleri de topluca değil tek tek gösterdiği için popüler hesaplarda yan etki olarak baş ağrısı ve saç dökülmesine varan ciddi sonuçlar doğurabiliyor.
Bir diğer önemli kıstasımız da dilediğimiz bir tweet’i kendi uygun gördüğümüz anda gönderebilme serbestisimizin olup olmadığı. Grafikten de görebileceğiniz üzere bu da şimdilik bir hayalden öteye gitmiyor. Twitter’ı mobil kullanırken uykumuzdan tweet atmamız henüz mümkün değil. Bir tweet’i ancak henüz klavyenin başında bir gece yarısı sızıp kalmamışsak Tweetdeck masaüstü (ya da tarayıcı eklentisi) aracılığı ile ileriki bir tarihte gitmesi için ayarlayabiliyoruz.
Hadi uykumuzda tweet atmak istemiyoruz farzedelim, yine de en azından başkalarının uyanık olduğu daha makul bir saat diliminde tweet’lemeyi istemek gafletinde bulunursak yine maaşa kıyıp iPhone ya da iPad almış olmamız gerekiyor. Gecenin bir yarısı aklınıza gelen bir tweeti gündüz gözüyle atabilmek için ‘taslak olarak kaydet’ seçeneği şimdi (her zaman olduğu gibi) 24 ay taksitle servis sağlayıcınızda.
Evet, birlikte de gördüğümüz üzere Twitter’ı Twitter yapan bu değerleri hep birlikte yaşatmak için 4 platformda 7 client birden kullanmamız gerekiyor. Ya da Hootsuite gibi seçeneklerimiz de mevcut tabii (ancak onda da bedava sürümde çoklu hesap desteği yok) Hayat birden çok Twitter hesabı yönetenlere zor anlayacağınız. (Birden çok Instagram hesabı yönetenlere olduğu kadar olmasa da :)
Ofis Manzarası 🌆 (Taken with Instagram at Final Yayıncılık)
75 farklı dildeki kullanıcı Facebook’un beğen tuşunu böyle görüntülüyor.
Source: twentytwowords.com
Beğenmediğim Mac Uygulama İkonlarını Nasıl Değiştiririm?
Mac kullanıcısı iseniz ve derdiniz sadece parayı bastırıp artistlik peşinde koşmuş olmak değilse, muhtemelen azıcık göz izan sahibi ve estetiğe kıymet veren, tasarımcı, fotoğrafçı vb. kreatif görsel işlerle meşgul birisinizdir diye tahmin ediyorum. Ben maalesef ilk gruba dahil değilim.
Bu yazıda Mac’in kanayan yarasına parmak basmayı hedefliyorum: Evet, gözümüzün çıbanı çirkin app ikonları.
Gusto sahibi herkesin sistem tepsisinde midesini bulandıran birkaç tanesine rastlaması olmayacak iş değil. iPhoto’sundan Preview’una, Skitch’inden Chrome’una birbirinden tırt ikonlar dünya çevresinde her gün yüzbinlerce insanın canını topluca sıkıyor. Windows’ta programların kısayollarının ikonlarını kolayca değiştirmek mümkünken Mac’te birçok kullanıcı uygulama ikonlarını nasıl değiştireceğinden habersiz, acı ve gözyaşı ile örülmüş bir hayatın fısıltılarını her an kafalarının içinde usulca işitiyorlar.

Halbuki üstesinden gelmesi oldukça basit bu sorunun çözümü, Gordion düğümü gibi tek bir kılıç darbesine bakıyor:
- Sağ tıklayın
Öncelikle Finder/Applications altındaki klasöre giriyoruz. (Tebrikler, işin %25’ini tamamladınız)
Sonra görsel zevklerimize hakaret eden iğrenç ikonlu aplikasyona sol gösterip sağ tıklıyoruz.
- “Content is King”
“Yahu bu yivranç sosyal medya klişesi de nereden çıktı yine” demeyin. Sağ tık menüsündeki show package contents, hayata dönüş operasyonumuzun temelini oluşturuyor. O kadar ki, aslında yazıyı burada bıraksam geri kalan kısmı kendiniz de çözersiniz.
Dropbox’sız Hayat Bir Hatadır!

Dropbox, kullanmaya başladıktan sonra kullanmaya başlamadan önceki her güne pişman olacağınız, harika bir program.
Ne işe yaradığını biraz (fazlasıyla) açıklayayım ki sizi de (oldu da henüz değilseniz) teknolojinin bu en güzel nimetine ortak edeyim istedim.
Dropbox’ın insanı kendine aşık eden 4 tane temel özelliği var. Bunlardan ilki önemli dosyalarınıza her koşulda erişebilmeniz. İkincisi mail atarken büyük dosyaları göndermenize gerek kalmadan, karşı tarafın verdiğiniz linkten direkt indirmesine imkan tanıması. Üçüncüsü bir döküman üzerinde birkaç kişiyle ortak olarak çalışırken dosyayı birbirinize gönderip durma derdinden kurtarması. Son olarak da bir dosyayı yanlışlıkla bozarsanız eski ve güzel haline dönmenize olanak sağlaması.
Source: db.tt
Chess is as elaborate a waste of human intelligence as you can find outside an advertising agency.



